25 11 2009

örtmenim, canım benim ...






' siz bize çok kızıyorsunuz , ama biz sizi çok seviyoruz.doğum gününüz kutlu olsun... ayyyyy, öğretmenler gününüz yani örtmenim...' dedi , dersine girmediğim, her hafta sonu çıkardıkları gürültü için sınıflarını basıp anlayabildikleri dille hayat dersi verdiğim bir minik. ve şaaaaap diye yanağımdan öptü.
iyi ki de öğretmenim....

12 11 2009

en çok ...






garip şeyler oluyor.
limitlerimi zorluyorum esneklikte.

yanlış olmasın, bedenim esnektir, odun olan ruhum. du yani.

maşallah şu kısacık süreçte bayaa bir lastik formuna evrildi.
evrim sürecimin kaydedip sonra baktığımda beni bile şaşırtacak merhaleleri şöyle:

koca bir yılın programını şakkadak önlerine koyduğum insanların, mesela kantin gibi basit bir sorunu halledememesi karşısında, boş geeeeeç demeyi öğrendim.

ofis asistanının başsızlıktan cici eğitim koordinatörü olmasını engelleyemediğimi görünce, ben kötü olayım anasını satayım deyip, velilerin önüne ' dur yolcu, o kadar da değil.' deyip dikilmeyi ve nefretin eve taşınmayabilecek bir geçici defo olabildiğini keşfettim.

öğretmenler odasına çıktığımda, 'aynamız şişko gösteriyor sayın baş, aman da bir çare ' mızıldanmalarına, 'kilo vermeyi deneseniz' gibi bir iğrenç cevabı verebilecek kadar yüzsüzlük sınırlarımı zorlayabildiğimi keşfettim.

eve gelip zırıl zırıl ağladığımda, hakan'ın omzunun beni beklediğini hatırladım yeniden. üstelik farkına varmadığım bir biçimde, o kocaman omzun yanında , şimdilik küçük, ama geleceğe dair içimde ümit yeşerten bir koca adam omzunun daha büyüdüğünü keşfettim. galiba tek güzel taraf da bu paragrafta yazdığımdı.

yine söylüyorum yine söylüyorum, veli denen bir tanımlanamayan yaşam formunun farkına dibine kadar varıp vardığım dipten haaaaaas ulan, topunuza da çocuğunuza da diyerek çıktım. çocuk egemen aile yapısını bir kez daha nefretle kınadım. yaramazlığı, bencilliği, kötülüğü 'hiperaktiflik'etiketiyle sarmalayıp görmezden gelen tüm ebeveynlere hayret etmemeyi öğrendim. çocuklarının egolarını şişiren herkese bir kez daha lanet okudum mu? okudum, o ayrı. arkadaşlarına yanlış gün söylemesini salık verip tek kişilik etüt almayı başaran bir çocuğu, afferin sana deyip öven tüm ANNElerin karşısına dikilmemem gerektiğini, bu annelerin dersanede on kaplan gücünde olup kendi pisliklerinde boğulacağı günleri izlemenin daha zevkli olacağını fark ettim.

astların, haaaast, üstlerin höööööst duymaktan hoşlanmadığını öğrendim.oysa bunlar en sevdiğim ünlemelerdir ve vazgeçmeyi düşünmüyorum. arz ederim komutanım.

yaptığın işi tezhüratsız yaparsan, bir halt yapmamışsın kategorisine konulduğunu fark ettim. o gün bu gündür ben ben ben ben ben ben ben diyen cümlelerim çoğaldı. ama size bu işkenceyi yapmayı düşünmüyorum, zira beni sevin istiyorum. canım ben, güzel ben.

elektra olarak kendimin eve geldiğinde tuzla ovulmazsa çarpabileceğini bir kez daha teyit ettim. evimin kapısının kenarına tuz çuvalı koydurdum, içine dalıp nötrleşmeden eve girmemeye çalışıyorum.

ben bu sıra en çok müdürüne veryansın eden elektra'yı özledim.
nerede o?
gören var mı?


28 10 2009

ıspanaklı börek...




1- ıspanağı yıkayın, ben sadece yapraklarını kullanmayı tercih ediyorum-... geçen gün bir kedi yürüdü önümden, tek ayağı yoktu. akşam akşam gözümü soğan yaşarttı. oysa ki ortada soğan kokusu yoktu.

2- bir baş soğanı kum gibi kum gibi çentin, zeytinyağında öldürün güzelce...herkes tatil yaparken hafta sonu, çalışıyor olmam gitgide daha fazla koyuyor. yuh bana ya, ne biçim sektör seçmişim.

3- ıspanakları da katıp kavurun güzelce, çok ölmesinler ama, yıvış yıvış olur sonra...anacım, hayat denen şeyin bir acelesi mi var, ben de mi bir organizasyonsuzluk bilemedim. yok, gün 36 saate çıksa olmayacak gibi. bir de bu grip olayı canımı sıkıyor, aşı maşı, yaptıralım, yaptırmayalım, karasızlık falan. sinir yani...

4- az tuzlu bir peyniri de, ıspanak ılıyınca katın içine-...bu sabah kaza yaptık. yağmurlu bir istanbul klasiğine konu olduk hakan'la. arabanın ön tarafı fena göçtü içeriye, kapımız açılmadı, çıkamadık içinden, çok korktum. bir de başımı ön cama çarptım çok fena ve boynum ezildi gibi oldu.inat ettim doktora gitmedim, kas gevşetici falan aldım. ve fekat tırsıyorum an itibarıyle. boyun sakatlık çıkarmasa bari. bir de evet, rezilim, kemer takmamıştım. siz siz olun, kemerinizi takın efendim. cahil misiniz yaaa, ne ayıp.

5- tuz, kara ve de kırmızı biberi de, damak tadınız uyarınca ekleyin içe. iç faslı bu kadar-...havaların yağmurlaması, kaza riski haricinde bal börek geliyor bana. süper, süper, süper. bugünün talihsiz başlangıcından sonra, koşturmalı gün devam etti işyerinde ve akşamüstü yağmur dindiğinde, öğrenci taifesi kalabalığı da etüt metüt dalgasına sınıflarına çekilmişken, yeni taşındığımız sokağın trafikten asude sessizlik ve de sakinliğinde bir türk kahvesi içtim, tadı damağımda. o kadar iyi geldi yani. bir de sokağımızın esnaf tayfası çok kafadar. hocam hocam, kimi sandalye veriyor çıkınca sigara molasına, kimi çay tutuşturuyor elime. bir perihan abla kıvamında esnaf komşuluğu, mahalle dostluğu deneyimliyorum.

6- 3 yufkayı üstüste koyup 4 üçgen elde edecek biçimde kesin. gönye pergel kullanmaya gerek yok, gayet kolay, önce yarıdan, sonra o yarının yarısından formülünü uygulayın.-...ben zaten velilere gıcıktım, bu yeni görevle daha bir gıcık olmaya başladım. böyle hırs, böyle tutku, böyle arzu tırsıtmıyor da içimi bayıyor. tamam, biz işin ticaretini yapıyoruz, biz satmak için elimizden geleni yapıyoruz. amma sen anne sezgilerinle ne zaman gereksinim duyacağının ayırdına nasıl varmazsın? 7 çok geç deniyor ya, ben eğitimci olarak katılmıyorum, ama millet almış gazı, doğar doğmaz çok geçe doğru gidiyor neredeyse. hiç aklımızda yokken, 2. sınıf öğrencilerine kurs açtırdı veliler bize, direnmemize, daha erken dememize rağmen. 14 kişilik grupla dayandılar kapımıza, valla. ben bizzat püskürtmeye çalıştım, yerim yok dedim, fiyatım pahalı dedim, ıııh, en sonunda eh siz bilirsiniz deyip açtık. enteresaaaan....

7- 1,5 bardak yoğurt, 2 yumurta, 1 çay bardağı sıvıyağ ve 1,5 çay kaşığı kabartma tozuyla bir harç hazırlayın. bulamaç gibi olacak, tiksinmeyin. kabartma tozu bilhassa çıtırdatıyor böreği, demedi demeyin. -....benim sıpa bu sene daha bir isteksiz derslere, gitmiyorum üstüne, ama düşünüyorum da ne yapsam acaba diye. program yaptık, daha doğrusu ilk kez kendi yaptı programını, elleşmedim, toplam 45 dakika ders çalışma süresi var, iyi mi? tamam dedim, sen bilirsin. o da benim yumuşak başlılığıma şaşırdı. az olduğunun farkında, ama oyununu bozdum diye geri adım da atmıyor. oyun şöyle oynanmalıydı onun kurgusunda, o programa itiraz etmeliydim, kavga etmeliydik, ben otorite kullanmalıydım, o mazlumu oynamalıydı, boyun eğmesinin acısını da öfürdeyip ders çalışarak burnumdan getirmeliydi. yapmadım. bu durumda o azıcık ders saatiyle götürmeye çalışıyor, olmayacak, o da biliyor, geri adımı kendi atacak. heheheh, afferim bana.

8- üçgen yufkaları harçla sıvayın, içine de ıspanaklı peynirli iç koyun, geniş sigara böreği gibi sarın, sonra da iç kısma harçtan biraz daha sürüp gül böreği biçiminde sarın,.yağladığınız tepsiye dizin, üstüne de yoğurtlu yumurtalı harçtan sürün-....geçen gece bir rüya gördüm, uzaylılar beni kaçırdı. üstüm örtülüydü, endişelenmeyin. sonra bir şarkıcı çıktı izin günümde televizyona, 'hipnoza gireceğim, beni rüyamda uzaylılar kaçırmıştı, ufo'cu dostlar bunun rüya olmadığını söylüyor, yaşadığım deneyimi hipnozla hatılayacağım'dedi, çok tırstım...ama hipnoza girmeyi düşünmüyorum, uzaylılar 'dostuz biz' dese, 'hoşt,işim çok kardeşim' derim. bir de bununla uğraşamam.

9- önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında nar gibi pişirin.-...bu sıra yemek işini hep geçiştiriyorum, tarif süperdir, kıyağım olsun. karşılık olarak , yaparsanız bir tabak da ben fukarasına gönderin.

blogunun içeriğini bile unutup yemek blogu yaptığını sanan elektra...

15 10 2009

dur...




dur yolcu, bilmeden gelip geçtiğin bu blog, ne zamandır ihmal edilmiş bir sahibinin pek sevdiği günlüktür.

oku...
oku bak, neler olmaktadır...



........bu sıra bir hüzün bastı bünyeyi.
üstelik bastığı saatler günümün en kalabalık saatleri.
tam o anda mesela, burnumu kızartana kadar ağlamak istiyorum; etrafım türkçe netim çok kötü diye ağlayan ergen kaynıyor.
alın o türkçe netlerinizi, sokun bir tarafınıza demek istiyorum, diyemiyorum.
malum,makamın ağırlığına yakışmıyor.
ama bir silkelesem şunları net bir biçimde rahat edeceğim, biliyorum.


....bu sıra bir doymamaklık bastı bünyeyi.
üstelik bastığı sırada , ulen böyle otur otur bilgisayar başında popon büyüyecek elektra diye söyleniyor oluyorum.
kendime bir kaç dakika sakin ol , git su iç falan telkin ediyorum, sonrasında kendimi gözlemecide buluyorum. o ara içime hangi alien kaçıyor, gözlemeciye beni kim gönderiyor bilmiyorum.
ama gözlemenin en babası patatesli olan oluyor.


....bu sıra tek bir satır okuyamıyorum.
oku diyor derinde bir ses, titriyorum, mesajımı yaymak istiyorum akabinde, mesajım ne onu bile bilmiyorum.
yeşil ışık yok popomda, kontrol ettim, oradan biliyorum. sesi de bunun'çin sallamıyorum.


.....bu sıra ben film de izleyemiyorum.
bir sürü filmi sıraya koydum, içim çekmiyor. için çekilsin işşşallah elektra deyip kendime lanet okuyorum, aaaa, o ne? kendimi bile sallamıyorum.


....bu sıra, sıpa yenilen pehlivan güreşe doymaz misali evde okul temsilciliği adayı konuşma metinleri yazıp beni ürkütüyor. allaaaam, seçilirse ben ne halt ederim bilmiyorum.sıpadaki bu azim karşısında tırsıyorum.


....bu sıra tek güzel şey havaların serinlemesi. nefes alabiliyorum. böyle soğuktan parmaklarımın inceleceği, güzel elmacık kemiklerimin kızarıp geri kalan ayrıntının soluklaşacağı bir kışın hayalini kuruyorum. evet, fakir fukaranın üşüyebileceği ihtimalini aklıma getirmeyecek kadar bencilleşiyorum.


....bu sıra en çok program yapıyorum. ben ki düzen arayışı içinde olan bir dengesiz teraziyim, tüm programları önceden programlama zorunluluğu beni bitiriyor. ilk bu sıra maddesine dönüp ağlamak istiyorum.


bu sıra blogumu çok özlüyorum...


06 10 2009

yeni bir şeyler söylemek isterdim...




aman efendim, paslandı mı ne parmaklar, yazmaya yazmaya.
ama elden gelen bir şey yok. iş çok, güç çok.
arada güzel şeyler var, ama zorunluluklar daha bir çok.
bugün veli tanışma toplantısı yaptık dersanede.
topuklularımla tak tak tak yürüdüm girdim salona, ben 'şu şu şu elektra' dedim, sesimin tınısı beni kendime hayran bıraktı, o kadar yani...
ama hala bir gözlüğüm yok.
söylüyorum hakan'a, al artık söz verdiğin gözlüğümü diyorum.
önce git bir doktora, dinlendirici bari reçete etmeye ikna et diyor. uffff, düz cam olsun ya, n'olcak ki?
yalnız bakar mısın? amma şekilci bir elektra oldum ya.
ama yok, gözlük çocukluk düşüm benim, valla.
neyse, olur elbet.

bu arada bu yeni nesil çok mu güzelleşti, bana mı bir özgüven sorunu geldi yerleşti bilemiyorum?



neyse, geçen gün gözlük modelimi bile beğendim. kemik çerçeve olacak, krem rengi olacak.
yalnız, gözlüğü mözlüğü koyalım bir kenara, küçük çekirdek ailemize bayramda bir virüs müdür nedir geldi bir dadandı, önce hakan, sonra ben ve en son sıpa serildik çok fena.ne kadar geçti üstünden di mi bayramın? hah, hala toparlanamadık. fenaydık. ben hala köh köh kıh kıh öksürüyorum. bir de yeni dersane binamız, - ha, bir de dersane taşıma telaşı yaşadım ki, evlere şenlik. ev bile taşıyınca ne oluyorsunuz bir düşünün, işyeri taşıması besbeter bir şeymiş - 5 katlı. gün içinde 10 kere inip çıkıyorum o merdivenlerden. evet, asansör yok, inip çıkıyoruz dersanecek. aman aman, hasta halimle öldüm bittim yani.

bu arada bu yeni nesil çok mu güzelleşti, bana mı bir özgüven sorunu geldi yerleşti bilemiyorum?



sıpanın da okul başladı. o da ayrı bir alem. ona da ayrı bir sinir oldum. benim sıpanın okulu etütlü tabir edilenden. çalışan ebevyn gereksinimine dönük her ilçede mebzul miktar vardır bu okullardan. ancak, yazın bakanlık etütleri kaldırdı. e ama öğretmenlere bu etüt paraları ciddi bir ek gelir. öyle olunca, gitti etüt geldi kurs. geldi amma, içi boş parası dolu. bir de kabadayıca tutumlar, gelmeyeni görürüz demeye getirmeler. bir ara ciddi ciddi yeni okul arayışına girdim. işyerime yakın bir okul bile buldum. benle gider, benle döner, dersanede de tüm derslerine yardımcı olur meslektaşlarım, olur biter diye düşündüm. sonra yine kıyamadım sıpama. hadi dedim ergenlik öncesi kabul sorunu yaşatmayayım çocuğa, gitsin alışkın olduğu çöplüğüne. ama her ay o parayı bayılırken okula ,sinir olacağım, biliyorum.


bu arada bu yeni nesil çok mu güzelleşti, bana mı bir özgüven sorunu geldi yerleşti bilemiyorum?




neyse...yemek, temizlik, sıpayla ilgilenme düzenime reset attım yeni iş konumum nedeniyle. ben alışık değilim sabah 9 akşam 5 rutinine. ilk bir kaç hafta eve geldiğimde ağlayayazdım yemek telaşı, sıpa telaşı, temizlik telaşından. şimdi, yemek istiflemeyi öğrendim. temizliği ise sallamamaya başladım açıkçası. sıpa her daim öncelik listesinin başında. oldu bitti.

son kez söyleyip gidiyorum:

bu arada bu yeni nesil çok mu güzelleşti, bana mı bir özgüven sorunu geldi yerleşti bilemiyorum?







01 10 2009

kızkardeşlerime...






28 09 2009

öğrendikçe rahatlayacağım...



Çok yoğun bir süreci atlattım.

Öğretmenler odasında olmak çok keyifliymiş. iş işten geçtikten sonra bütün eski mızırdanmalarımın ne kadar da komik olduğunu görüyorum.
arada boş derslerimde çıkar iki sokak, bir dükkan, bir çayhane gezer nefes alırdım.
şimdilerde sabah bir giriyorum binaya, akşam nasıl geliyor, o kadar iş o sırada nasıl bitiyor, anlayamıyorum.

çok yorgunum, amma umudum gün günden artıyor.1,5 ay süren bu yorgunluğun nedeni, bilmemekten kaynaklandı.
şimdilerde, öğrendikçe rahatlayacağımı biliyorum.

bunu görebiliyorum ya da.

Yakında kıvırırım ben bu işi.

var valla o potansiyel bende...

Sen bir müddet daha burada ıssız sessiz takıl blog; ben yakında uğrarım...